MAX ENERGY’nin insan performansı, liderlik ve enerji yaklaşımının temelinde insan beynini ve davranışlarını anlama merakı bulunuyor.
Bu nedenle, 2019 yılında NEW YORK BUSINESS EXCELLENCE’ın ilk basılı dergi projesi için gerçekleştirdiğimiz bu özel röportajı MAX ENERGY arşivine de taşıyoruz.
Prof. Dr. Öget Öktem’in nöropsikolojiye uzanan olağanüstü yolculuğu; merak, bilim, öğrenme, insan davranışı ve yüksek performans arasındaki ilişkiyi anlamak için ilham verici bir örnek.
Geçmişten geleceğe: İnsan beynini anlamadan insan performansını anlamak mümkün mü?
MAX ENERGY | İNSAN BEYNİ & PERFORMANS
Nörobilim • Psikoloji • İnsan Performansı

Derneğimizin kuruluşu Türkiye’de Nöropsikoloji nin gelişimi ile bağlantılı olduğu için, Türkiye’de Nöropsikoloji nin gelişimi de biraz benim kişisel tarihçem ile ilişkili olduğu için, söze buradan başlayacağım.
15-16 yaşlarındayken, içimdeki merak çok netleşmişti: bugünkü deyişi ile “beyin-davranış ilişkisi”. O yıllardan başlayarak bu merakımı şu sözlerle ifade ettiğimi çokiyi hatırlıyorum: “Bir şeye dikkatettiğimiz zaman, beyinde neoluyor?
Bir şeyi öğrenip akıldatuttuğumuz zaman, beyinde ne oluyor?
Hatırlarken beynimde nasıl bir şey oluyor? Bütün bunları araştırmak, bilmek istiyorum.”
Bu çok kuvvetli ve derin merakımı, ikisi de doktor olan anne ve babama açtığım ve bu nedenle Tıp Fakültesine girmek istediğimi söylediğim zaman, bana Tıp Fakültesinde böyle bir şey öğretilmediğini söylediler. Ama bu merak peşimi bırakmadı.
O yıllarda bol bol Freud okuyordum, ama asıl merakım, beyinde neler olup bittiği idi.
Üniversiteye kaydolma zamanı geldiğinde, babama bu merakımı ve Tıp Fakültesine gitme isteğimi tekrarladım.
Babam, bu konuda bilinenlerin yarım sayfayı bile geçmeyeceğini, Tıp Fakültesinde bu merakımı gideremeyeceğimi, olsa olsa Bursa hastanesindeki “asabiyeci doktor bey” gibi olup kalacağımı söyledi. Lisedeki öğretmenlerimin de “Senin Edebiyatın çok kuvvetli, güzel yazıyorsun, güzel konuşuyorsun, Hukuk Fakültesine git.” teşvikleriyle, kaydımı Hukuk’a yaptırdım.
Hukuk Fakültesine gidip sınıfa oturduğum ilk dakikada, “Benim burada ne işim var! Benim yerim Tıp Fakültesi!” diye içimden geçirdiğimi ve acı duyduğumu çok net hatırlıyorum; çünkü beyin-davranış ilişkisi ön planda olmak üzere, bütün Tıp bilimleri çok ilgimi çekiyordu. Hukuk 2. sınıftan başlayarak, Psikiyatri, Fizyoloji ve Anatomi kitapları bulup okumaya koyuldum.
O yıllarda, İstanbul Tıp Fakültesinin bazı sınıfları bizim Hukuk binasındaydı; bugün disseksiyon dediğimiz, o günkü adı teşrih olan Anatominin praktikumu, ölü bedenleri ve beyinleri keserek, kemikler, kaslar, damarlar, sinirler, vb. hakkında görerek bilgi edinilen dersin uygulandığı “teşrihane” de bizim bahçede bulunuyordu. Ben bir beyaz gömlek edinerek, tıp öğrencisi bir arkadaşın yardımıyla bu pratiklere girmeye başladım. Anatomide Fizyolojide beni büyülüyordu.
Hukuk 3. sınıftan itibaren, artık Çapa’daki İstanbul Tıp Fakültesinin, anfilerde yapılan Psikiyatri, Nöroloji, Fizyoloji teorik derslerini de kaçırmadan izler olmuştum. Hukuk Fakültesi bitip orada Anayasa Hukuku kürsüsünde asistan olduktan sonra, New York’taki Columbia Üniversitesi’nin Türk hukuk asistanlarına verdiği bir bursla New York’a gidip bir yıl kaldım.
Oradayken, Bernard Koleji kütüphanesinde bir yandan Karen Horney başta olmak üzere Yeni Freudcuları, bir yandan da Fizyolojik Psikoloji adını taşıyan bilim dalını keşfettim. Kitapçıları dolaşıp Fizyolojik Psikoloji kitapları alarak okumaya başladım. Kanadalı beyin cerrah Penfield’dan ve onun beyinle ilgili deney ve buluşlarından haberdar olmam da bu zamanlara rastlar.
(Wilder Penfield, epilepsi tedavisi ve beyin haritalandırması çalışmalarıyla tanınan çığır açıcı Amerikalı-Kanadalı nörocerrahtır)
Türkiye’ye dönüşümde, içimdeki istek yeniden Üniversite sınavlarına girip Tıp okumak, nöroloji ya da nöroşirürji uzmanlığı yaparak bu alanda çalışmaktı. Ama babamın “Bu yaştan sonra olmaz.” karşı çıkışıyla bunu yapamadım; onun yerine İstanbul Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü ile temasa geçtim. Beni doğrudan doktora öğrenciliğine kabul ettiler. Hemen ardından da, bu süreç bitmeden, 1969 sonlarında beni asistan olarak aldılar. Asistan olur olmaz da, benim teklifimle Fizyolojik Psikoloji dersini programa koydular ve dersi okutmak görevini bana verdiler. 12 Mart 1970 askeri darbesi nedeniyle, 1972 yılında yurt dışına kaçmam gerekti, ben de asistanlıktan istifa edip Cenevre’ye gitmek durumunda kaldım.
Cenevre’de bir yandan Fransızca öğrenirken, bir yandan da Psikoloji Fakültesinin zengin kitaplığından yararlanarak Brenda Milner’ı, onun yazılarını ve çalışmalarını, dolayısıyla da “nöropsikoloji” denilen alanı keşfettim. 1974’te siyasi af sonrası Türkiye’ye döndüğümde, Cerrahpaşa Tıp Fakültesinin, Nöroloji Kliniği bünyesinde, psikologlara “Tıp Bilimleri Doktorası” adı altında bir doktora programı açtığını, bunun Nöroloji, Psikiyatri, Anatomi ve Fizyoloji derslerini almak ve sonrasında bir doktora tezi yazmak şeklinde bir program içerdiğini öğrendim. Şubat 1975’te hemen başvurdum. Büyük bir açlıkla derslere giriyordum: Anatomi kürsüsünün psikologların vize sınavı kağıtlarını okumadan hepsine C verdiklerini öğrenince hemen kürsü ile konuşup benim kağıtlarımı okuyarak değerlendirmelerini rica ettim; Nöroloji stajlarına bir staj dönemi girmek zorunlu olduğu halde 7 staj dönemi boyunca girdim; herhalde o zamana kadarki hayatımın en mutlu dönemini yaşıyordum.
Aleksandr Luria’yı ve Higher Cortical Functions In Man adlı kitabını da, Muriel Lezak’ın, bütün nöropsikologların başucu kitabı olması gereken Neuropsychological Assessment adlı kitabını da bu dönemde keşfettim.
“Anksiyetenin Öğrenme ve Hafızaya Etkisi” adlı doktora tezim de tamamlanınca (1981) (221 sayfalık bir kitap olarak bu tez yayınlandı),
İstanbul Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalına psikolog olarak girdim ve yavaş yavaş burada Nöropsikoloji Laboratuarını kurmaya koyuldum (1983).
O dönemde Türkiye’de Klinik nöropsikoloji bulunmadığı için ve henüz Davranış Nörolojisi de (Türkiye’de) ortaya çıkmamış olduğu için, deneyimlerimi paylaşacağım ve sorularımı tartışabileceğim hiç kimse yoktu.
Bu eksiği giderebilmek için, bu konulardaki bütün yurtdışı kongrelere katılmaya başladım. Yılda 2, hatta 3 kongreye gittiğim oluyordu. Bu nedenle Klinikte bana “Uçan Nöropsikolog” adı verilmişti. Bir yandan da bütün köşetaşı yazıları yutar gibi okuyordum.
Zamanla, Nöropsikoloji Laboratuarında yaptığım iş duyulmaya, başka şehirlerdeki Üniversitelerden ve Nöroloji kliniklerinden yanıma staj için psikologlar gönderilmeye başlandı. Böyle böyle, klinik nöropsikoloji duyulur ve hızla yayılır hale geldi. Davranış nörolojisine merak saran nörologların da ortaya çıkması ile bu hız giderek arttı, giderek çoğaldık ve sonunda bugünkü noktaya geldik.
Bu alana geçtikten sonra psikoloji alanına geçmenin farkını nasıl yaşamaya başladınız?
Hukuk okumaktan pişman olmadım. Çünkü hukuk okumak insan beynini belirli bir şekilde yapılandırdığını fark ettim ve o yapılanıştan çok yararlandığımı hissettim , öte yandan ‘‘Morier Lezac vardır bilir misiniz? bu kliniknöro psikolojinin en iyi kitabını yazan kadın: O derki insan her hastadan bir şey öğrenir.’’
Çok doğru gerçekten en olmadık en ufak her hastadan bir şey öğrene öğrene,tabi başka türlüde öğreniyorsunuz ama hastalardan da bir şey öğreniyorsunuz.
Çünkü her hasta birbirinden farklı. Tıpkı aynı yerinde beyninin aynı büyüklükte lezyon olan iki kişiden farklı şeyler görüp öğreniyosunuz . Yani hukuk okuduğumada memnunum nöropsikoloji yapa yapa kendimi geliştirdiğimi düşünüyorum böyle.
Üniversiteye nöropsikoloji bölümü açabilme yolculuğunuz nasıl başladı?
Maalesef öyle bir bölüm açılmadı psikoloji lisans eğitiminde nöropsikoloji öğretilmiyor. Oysa yabancı ülkelerde hem NP ye temel olacak işte fizyolojik psikoloji okutuluyor, testler çok daha geniş olacak şekilde okutuluyor yani nörobilim bir miktar okutuluyor ve mezun olan çocuk daha iyi biliyor nereye napıp nasıl gideceğini nasıl yönleneceğini halbuki bizim psikoloji mezunları sadece nöropsikolojiyi sevdiklerini böyle bir alandan çalışmaktan hoşlanacaklarını biliyorlar ama hiçbir lisans hazırlığı olmadan yetişmiş oluyorlar. Ama doktora – yüksek lisans düzeyinde gördü tabi bir sürü üniversite böyle bir alan olduğunu yüksek lisans doktora düzeyinde dersler açılmaya başlanmıştı hala devam ediyor mu bilmiyorum.
Cerrahpaşa deneyimlerinizde neler yaşadınız neleri tamamladınız neleri başardınız?
Cerrahpaşada benim resmen 1 dönem, nöropsikoljide staj yapan son sınıf tıp öğrencileriyle bir dönem staj yapmam bekleniyodu ben 16 dönem yaptım.
Yani ıcığını cıcığını nörolojinin iyice öğrenene kadar hatta eşim Bülent Tanır ın ve benim arkadaşımız bir prof nörolog vardır çapa da o derdi ki Öget nörolijye yeni gelmiş bir asistan kadar hatta ondan daha iyi nöroloji biliyor çünkü asistan detaylar arasında kaybolur Öget tepeden bakmayı da biliyor, detayları bildiği gibi derdi.
Tabi onun yanı sıra nöropsikolojiyi kendi okumalarımla sonra hastalarla
çalışmalarımla öğrendim diyebilirim…
Üniversitede vermiş olduğunuz derslerden bahsedermisiniz bu anlamda?
Tabi lisans düzeyinde Fizyolojik Psikoloji verdim . Öğrencilere davranışlarımızın , bilişsel işlevlermizin emosyonlarımızın düşüncelerimizin vs beyinsel temelleri olduğunu gösterecek dersler… Sonra bilişsel Nöropsikoloji dersleri verdim yüksek lisansda.
Peki genel anlamda sizin çalışmalarınız içerisinde hazırladığınız testler oldu bunlardan bahsedermisiniz?
Evet aslında bilişsel işlevler içinde benim en çok ilgimi çeken iki tanesi biri dil alanı biri bellek alanı. Bir bellek testi hazırladım. Klinik hastalıkların birbirinden ayıtr edilmesini sağlayan bir bellek test bu çünkü öğrenme ve belleğin hangi aşamasının bozuk olduğunu gösterebiliyor. Çeşitli hastalıklarda bu farklı aşamalardan birinde mesela alzhemir demansında bozulan uzun süreli belleğe kayıt yapma mekanizması çünkü uzun süreli belleğe kayıt yapan bölgelerden başlıyor alzhemir hastalığı onları dejenere ederek başladığı için ilk bulgu o , ama birsürü unutkanlık yapan başka demanslar var o demanslardaki sorun hastanın kayıt yapamaması değil onlarda kayıt yapma bölgeleri sağlam karmaşık dikkat mekanizmaları bozuk, onlar unutkan kaydettikleri şeyi, dikkatlerini yeteri kadar odaklayıp geri çağıramadıkları için.
Bu benim test onları ayırt ediyo yani kişi kayıt mı edemedi onun içinmi hatırlamıyor yoksa kaydetti ama geri çağıramadığı içinmi hatırlamıyor böylece en azından alzhemr demansı bir yanda diğer demanslar bir yanda onu ayırt edebiliyor sonra birtakım incelikleriyle mesela depresyondaki unutkanlığı ayıtr etmek gibi özellikleri de var.
Bu testlerin isimlerini ne olarak adlandırdınız?
Ben Sözel Bellek Süreçleri Testleri dedim testime, sonra benim yetiştirdiğim nöropsikologlardan biri de bana dediki herkesin testi adıyla anılıyo sizinkine de Öktem Testi diyelim… Ben önce utandım sonra kabul ettim ve Öktem Sözel Bellek Süreçleri Testi oldu.
Geriye dönüp okul yıllarınıza dönseniz neleri farklı yapardınız?
Bi kere kesinlikle tabiki tıp fakültesine girerim… Tıpa girer girmez de babam bana ”İstiyosan seni İngiltere de okutabilirim” onu kabul ederdim. Oradaki tıp fakültesine girerdim çünkü orada İngiltere de de o yıllarda nörpsikoloji varmış ve hemen o alanlarda çalışırdım… Şimdi yaptıklarımdan daha fazlasını yapardım diye düşünüyorum.
Popüler psikoloji çok revaçta genel olarak başarının, mutluluğun, iyimserliğin, liderliğin vs nin öğrenilebilir olduğunu ifade ediyor…
Bu anlamda etkili sonuçların yada mutluluğun Nöropsikolojik süreçleri nasıl olmakta?
Emosyanel, duygusal devrelerimizin işe karıştığını düşünüyorum yani bilinçli korteks düzeyinin altında bilinç dışı işleyen emosyonel döngülerimiz burada ortaya çıkıyor tabi öğrenilebilir bir şey…
Size göre bir insanın başarılı olması için sahip olması gereken ilkeler nelerdir?
Yani birkere başarılı olacağına baştan kendisi inanmalı
1) Çalışma çok önemli, çalışmalıdır.
2) İşi – önündeki işi her neyse onu çok seviyor olmalıdır.
3) Güçlüklerden yılmak yerine onların etrafından dönmenin yolunu araştırıp bulan bir kişilk sahibi olmalıdır… İlk ağızda aklıma gelenler bunlar…
BU FOTOĞRAF SAYIN ÖGET ÖKTEM HOCAMIZLA NÖROPSİKOLOJİ KONGRESİNDEN DEĞERLİ BİR HATIRADIR.
İSTANBUL TİCARET ÜNİVERİSTESİ’NDEN UYGULAMA PSİKOLOJİ YÜKSEK LİSANS PROGRAMINDA SAYIN HOCAMIZIN ÖĞRENCİSİ OLMAK BÜYÜK BİR GURURDUR.
SAYGILARIMLA.
MUSTAFA GÜL.
NÖROPSİKOLOJİ’DEN İNSAN ENERJİSİNE
Prof. Dr. Öget Öktem’in çalışmalarında gördüğümüz temel soru, bugün MAX ENERGY’nin de merkezinde:
İnsan beyni davranışlarımızı nasıl şekillendiriyor?
Dikkat. Öğrenme. Hafıza. Duygular. Karar verme. Motivasyon. Performans.
MAX ENERGY, bu bilimsel merakı günümüz liderlik ve insan performansı dünyasına taşıyarak İNSAN ENERJİSİ SİSTEMİ™ ve ENERJİ ZEKASI™ yaklaşımını geliştirmektedir.